2 Kasım 2020 Pazartesi

Sigorta Ekranı: Eksper Gözüyle İzmir Depremi

 Ekol Sigorta Ekspertiz Genel Müdürü Mustafa Nazlıer;

    Sayıştay raporuna göre İzmir'de %65 oranına varan kaçak yapılaşma var. Van depremine benzerliği, şiddetin aynı olması ile ortaya çıkan hasarın büyüklüğüdür. Deprem gizli kusurları ortaya çıkaran tetikleyici mekanizmadır. Hasar gören binaların tamamı 25 yaş üzerindedir. Betonarme bina ömrü ortalama 50 yıldır. 1997 yılında çıkan deprem yönetmeliği, mimar ve mühendislik tasarımları etkililiğini artırdığından iyileştirme yaratıyor. Kusuru örten yapıların kullanımı ile gerçek hasar tespit yapılamıyor. Örneğin duvarları çatlamış binaya önceden duvar kağıdı yapıştırılmışsa hasarlar gözden kaçabiliyor. Bunun haricinde yeni yapılar(Örn: kompozit yapılar, estetik malzemeler) etkin kullanılmaya başlaması gerçek ve doğru hasar tespitini zorlaştırıyor. Riskli yapılar 1997 yılı öncesinde yapılmış binalardır. Türkiye'de yapı denetimi yapılmamaktadır ayrıca kusurların tespiti halinde sorumlulara ceza verilmemesi de ciddi sorundur. Yani yapı denetiminde, çevre ve şehircilik bakanlığında, siyasi mekanimazların kopuklukları, bilimsel verilere uzak çalışmaların sürdürülmesi gibi sorunların etkisi büyüktür. Deprem sonrası oluşan seller nedeniyle Hititler yerleşim yerlerini yüksek yaparlardı. Bütün medeniyetlerde de dere yatağına yakın yerleşim söz konusu değildir. Deprem şiddetinin küçük olmasına rağmen İzmirde, toprakları yumuşak olan deltaya yakın bölgelerde yerleşime izin verilmesi nedeniyle hasar büyüklüğü artmıştır. Bunun haricindeki diğer alanlarda da hasar var ama bunlarda yapı kusurundan kaynaklıdır. Örneğin, bina altında kurulan kobi tarzı işletmelerin kurulması amacıyla kolonların zarar görmesi veya dekorasyon yapılması gibi nedenler bulunmaktadır. Bu sebeple sorumlulara yaptırım uygulanması gerekir ama maalesef bu aşama göz ardı edilmektedir. 

Tsunami aynı zamanda deniz depremi demektir. Bu bakımdan dalgaların yarattığı hasarlar da teminat altına alınmaktadır. Bu kadar basit bir depremde etkin olamazken(sağlık, konaklama, yiyecek..) birde tsunamiyle karşılaşırsak en büyük sorunumuz yapışık riskler olacak. Ayrıca suyun binalara vermesi de  hasar tespit sürecini uzatacaktır.

İzmirdeki konutların sigortalılık oranı(%56) Türkiye ortalamasının(%54) üstündedir. Ancak bu bölgenin eğitimi, kültürü açısından hala düşük seviyededir.

Deprem olduğu sıralarda o bölgenin yeteri kadar sigorta güvencesi yoksa ekonomik bakımdan zora düşeceği için temel ihtiyaçlarda fiyat artışı yaşanacaktır(konut, yeme, giyinme vb). Bu yüzden dışarıdan gelen yardımlara olan muhtaç seviyesi artacaktır. Bunun önlenebilmesi için tek seçenek sigortalı olmaktır. Yardımlaşan bir toplum olmamıza rağmen bu süreçte bir yerde son bulacaktır.

Teknelerde deprem teminatı alınmıyor. Tekne sigortalıları, fiyatın yükselmemesi için deprem sigortalarını çok tercih etmiyorlar. Bu sebeple tsunami ile zarar gören tekne sahipleri teminat alamayacaklar. DASK sadece binanın yapımıyla ilgili riskleri teminat altına alıyor.

DASK, türk sigorta sektörünün en başarılı kurumlardan birisidir ve model teşkil etmiş, buna bağlı olarak TARSİM ve diğer sigorta uygulamaların başarısına ulaşılmıştır.

Eksperlikte son 10 yıldır oto-dışı ve oto-içi ile alakalı sınav yapılmıyor. Mevcut eksper görevinde yer alanlara dair eksperlik sınavı bekleniyor. Afetler bölgesinde yaşayan bizler, İzmir konusunda motivasyonumuzun artması ve covid-19 sebebiyle çalışmalarda oluşan zorluk nedeniyle hasar tespitlerinin çok iyi koordine edilmesi gerekiyor. 33 olan eksper sayısı yetersiz kaldığı için koordinasyon problemleri oluşmaktadır.

İzmir eksperleriyle İzmirin deprem senaryoları yapılması gerekir. Ortaya çıkabilecek, iletişim ağının belirlenmesi, eksik teknik bilgilerin giderilmesi(bina hasarı nasıl tespit edilmeli, nasıl fiyatlandırılmalı, ne tür teknik değerlendirme yapılmalı vb.), uygulama ve düşünce birliğinin sağlanabilmesi gerekirken şuan bu durumlar kopuk ilerlemektedir. Tecrübe ve deneyim edinmede yapılacak sınavlar geç kalınmış durumdadır.

DASK'ın 1 Ocak 2020 itibariyle sigortanın üst limiti 240.000 TLdir. Evin metrekaresine göre arsa değeri ve şerefiye değeri hariç yapılan bir hesaplamadır. İnşaat maliyetinin arsa ve şerefiye değeri hariç olan sigorta değerini aşan kısmı da sigorta edilebilir. Evin içindeki eşya ve özel alanlar için ise Konut Paket Poliçesine ihtiyaç vardır. Tüketiciler sigorta poliçesine sahip olduğu durumda yapması gerekenler, komu otoritelerinin bina ile ilgili yapacağı değerlendirme sonuçları beklenmeli, sigorta şirketlerine dosya açtırarak hasar tespiti için eksper talep etmeli veya bunu doğrudan eksper atayarakta yapabilirler, mahkeme aracılığıyla tespit yaptırabilir. Hasar tespiti yetkili mercii tarafıyla yapıldığı sürece sigorta şirketinin tazminat tazmini konusunda sorun olmaz. Ülkemizdeki tüm poliçelerde %20'ye %80 koasürans ve muafiyeti olduğu bilinmelidir. Yani 100000TL lik hasarın 80000TLsi sigortacı sorumlu, 20000TL si ise depreme karşı sigortalıya kalacaktır. Ayrıca sigorta bedelinin %2 muafiyet durumu var bu ise sigortacının sorumlu olduğu pay üzerinden muafiyet uygulanması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla hasar ve tazminat farklı olarak karşımıza çıkacak; hasar, depremin yol açtığı fiziki kayıplardır, tazminat ise poliçe şartlarına göre yapılan hesaplamalardır. Bina da görülebilecek durumda olmayan teknik hasarlar söz konusu ise üniversitelerin inşaat bölümlerinden akademik inceleme birimlerini talep etmeliyiz. Burada yapılanlar karot testi, röntgenler ve donatı incelemesine giden süreçlerden oluşmaktadır. Yani proje bazlı jeolojik zemin etüt incelemesi yapılır. Günümüzde estetik yapılarla inşa edilen gökdelenlerde de deprem sonrası yüzey hasarları oluşabilmektedir.

Katastrofik hasarların ekspertiz yapılması kolaydır. Çünkü riskin gerçekleşme karakteri çok belirgin olduğu 6.9 şiddetindeki depremde hangi binalarda ne tür hasarların oluşacağı konusunda bilgiye sahibiz ve maliyetlendirmesinin ne olacağını biliyoruz. Bizim için önemli olan sorun kamuya ait alınan kararlardır. Yani Çevre ve Şehircilik Bakanlığının doğru uygulamalarının olmadığını veya siyasi etkin mekanizmanın bakanlığı yanlış yönlendirdiği görülüyor. Vatandaşların belediyeye müracaat ederek hasar olduğunu veya 1997 yılı öncesinde inşa edilmiş olduğu bildirmesi gerekir ve Bakanlıkta bu belediyeden aldığı bilgiler ışığında önlem almalıdır. Yerel yönetim ve otoriter mekanizma arasında olan çatışmadan dolayı alınan hatalı kararlar vardır. Dolayısıyla deprem sonrasında sigortalıların ödediği prim havuzlarıyla yapılan yardımlar ortaya çıkmaktadır ve bu da adil değildir. Olaylar yaşanırken alınan kararlar mağduriyete yol açacaktır. Kaynak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sigorta Ekranı: Eksper Gözüyle İzmir Depremi

 Ekol Sigorta Ekspertiz Genel Müdürü Mustafa Nazlıer;     Sayıştay raporuna göre İzmir'de %65 oranına varan kaçak yapılaşma var. Van dep...